Yenileniyor
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • K.Maraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce
Son Dakika Haberler

Hak ve Batıl’ı Bilmede Filistin Davasının Önemi

, kategorisinde, 27 Ara 2014 - 20:33 tarihinde yayınlandı
Hak ve Batıl’ı Bilmede Filistin Davasının Önemi

Hak ve Batıl’ı Bilmede Filistin Davasının Önemi

2 kasım 1917 yılında İngiliz savaş kabinesi dışişleri bakanı Althur Balfour’un, Siyonist liderlerden Lord Rothschild’e bir mektup gönderip, Filistin topraklarında bir Yahudi devleti kurulmasına İngilizlerin tam destek vereceklerini söylemesi (Balfour Deklerasyonu), üzerine yeryüzünün en habis toplumu olan Siyonistlerin kutsal Filistin’i işgal etme ve yerleşme süreci böylece başlar ve tabi ki bu süreçte en büyük desteği yine onlara yol açan İngiltere verir. İşin belki de en manidar yönü ise İngiltere’nin böylesi bir destek sözü vermesi üzerine filistin topraklarının Milletler cemiyeti (BM) tarafından İngiltere mandacılığına (1922) verilmesidir. Böylece anlaşılıyor ki Filistin topraklarında bir Yahudi devleti kurma fikri sadece İngiltere ile sınırlı değildir. Aslında bu tüm batıl cephenin bir arzusudur.

1914-1946 yılları arası dünya büyük savaşlara sahne olduğundan bu fikir (arz-ı mev’ud) hemen hayata geçme fırsatı bulamamışsa da 1947 yılında sözde nazilerin Yahudi ırkına uyguladığı büyük zulmün ((oysa ki tarihi belgeler kesinlikle bunu aksini ispatlar niteliktedir. Nazi katliamı denen saçmalık Yahudi toplumu içerisinde tabiri caizse çürükleri ayıklama operasyonu ve sadece Yahudileri filistin’e yerleştirme fikri için gündem konusu oluşturmaktır. Velev ki diyelim böyle bir katliam var ve Yahudiler gerçekten büyük zulme uğradılar o zaman da şunu demek gerekmez mi Yahudileri katleden sizlersiniz öyle ise onlara kendi ülkeleriniz de yer verin !!!)) ardından derhal toplanan BM bir oylama yapar ve Yahudilerin Filistin’e yerleşmesini oy çoğunluğu ile karara bağlar!. Bunun üzerine Yahudilerin “Ulusun Atası” unvanını verdikleri David Ben Gurion, Tel Aviv’de İsrail’in bağımsızlık bildirgesini okur ve İsrail artık dünya devletlerinden bir devlet olur. Dünya halklarına zulüm, işkence ve ölümler yağdıran bir devlet.

Kurulduğu yıllarda Arap devletleri ile büyük mücadele içerisine giren korsan İsrail devleti, gerek batılı devletlerin yardımı ve gerekse de Arap rejimlerinin büyük ihanetleri neticesinde kısa sürede güçlenir ve tabiri caizse artık yüreklere korku salan bir “korku imparatorluğu” halini alır. özellikle batılı devletler İsrail’e büyük destek verirler ki bu vasıta ile İslam topraklarının sahip olduğu tüm kaynakları çalıp götürmelerinde kendilerine yardımcı olacak eli kanlı bir katilleri olsun. Batıl cephe tüm bu plan ve komplolar ile katil/gasıp İsrail rejimini besler ve desteklerken unuttukları bir şey vardı. “Onlar (sana) tuzak kurarlarken Allah da (onlara) tuzak kuruyordu. Çünkü Allah tuzak kuranların en iyisidir.” (enfal-30) Evet batıl cephe kendince her türlü hesabını yapmış ve artık önlünde islam beldelerini sömürme ve oralara ölümler yağdırmada bir engel görmüyordu. Oysa ki mazlumu sahipsiz bırakmayacak olan Allah’ın da (c.c) bir planı vardı. Ve bu planın adı : Filistin de HAMAS ve İSLAMİ CİHAD ,Lübnan da ise HİZBULLAH HAREKETİYDİ. Kuruluş tarihinin belki de en parlak döneminin de olan gasıp/katil İsrail rejimi ( seksenli yıllar ) daha çiçeği burnunda olan bu hareketler ile bir mücadele içerisine girer ve o şaşalı döneminde bil hassa Lübnan da kendilerine “bir avuç mecnun” denen Hizbullah hareketi tarafından bütün dünyaya rezil edilir. Özellikle İran İslam İnkılabının kuruluşundan sonra İsrail ve batı cephesinin hezimetleri katlanmaya başlar; çünkü İslam İnkılabı nerede zulme uğrayan bir halk var ise oraya imkanlarının yettiğince her türlü insanı yardım gönderir ve orada zulme başkaldırmış hareketleri destekler ve zalime galebe çalabilecek seviyeye getirir. Ve Filistin’de bugün İsrail’e başkaldırabilen bir Hamas ve İslami Cihad var ise bunda İran İslam İnkılabının yardımları göz ardı edilemez ki gerek Hamas gerekse de İslami Cihad her fırsat İslam İnkılabına teşekkür ederek bu gerçeği perçinlemiş olurlar.

Tarihi süreci bu şekilde devam edegelen Filistin davasında bizim için asıl önemli olan hak ve batıl cepheleri tanıyabilmektir. Filistin’in bizim için
•Filistin topraklarının İslam’ın kutsal topraklarından olması
•Filistin’in İsra ve mirac toprağı olması
•Filistin’in Peygamberler diyarı olması
•Müslümanların ilk kıblesi ve haram mescitlerin üçüncüsü olan Mescidi Aksa’nın orada olması…

Gibi nedenlerden dolayı önemli olmasının yanı sıra asıl sebep ise Filistin’in hak-batıl cephesini tanıma noktasında bir nüans görevi görmesidir. Fitnelerin kol gezdiği şu ahir zamanda Filistin’in varlığı bizim için Sıffin savaşında Ammar Yasir’in varlığı kadar önemlidir ki Müslümanların tarihinde eşine belki de hiç rastlanılmayacak kadar çok fitnenin zuhur ettiği o dönemde sadece bir adamın varlığı (Ammar Yasir) ile biraz basiret sahibi insanlar için her şey ayan ve beyan olmuştu . İşte Filistin davasının varlığı ile bizler de bugün hak ve batıl cepheyi tanıma, Müslüman halkların başına yönetici sıfatı ile geçmiş kişilerin gerçekte kimler olduğunu ve hakkı ne kadar benimsedikleri gibi konularda fikir sahibi oluruz ve safımızı haktan yana belirleyerek mücadelemizi yapmış oluruz…

ve son olarak Seyyid İmam Ali Hamaney’den bir alıntı ile bitirelim “Filistin davasının, Kuds-i Şerifin ve Mescid-ül Aksa davasının unutulmasına izin vermeyin. Onlar bunu istiyorlar. Onlar istiyorlar ki İslam dünyası Filistin davasından gaflet etsin. Görüyorsunuz bugünlerde Siyonist Rejim kabinesi Filistin ülkesini Yahudi ülkesi ilan etti. Onu bir Yahudi ülkesi ünvanıyla ilan etti. Uzun zamandır bu davanın peşindeydiler. Şimdi açıkça bu işi gerçekleştirdiler. Siyonist rejim İslam Dünyasının, halkların ve Müslüman milletlerin gafletinden yararlanarak Kuds-i Şerif üzerinde tasarruf peşindedir. Mescid-i Aksa üzerinde tasarruf peşindedir. Her şeyden çok Filistinlileri zayıflatma peşindedir. Buna dikkat edilmeli. Milletler kendi devletlerinden Filistin meselesini talep etmelidir. İslami Alimler kendi devletlerinden Filistin meselesinin takiplerini talep etmelidir. Bu önemli bir görevdir.”

Haber Editörü : Tüm Yazıları