Yenileniyor
  • Adana
  • Adıyaman
  • Afyon
  • Ağrı
  • Amasya
  • Ankara
  • Antalya
  • Artvin
  • Aydın
  • Balıkesir
  • Bilecik
  • Bingöl
  • Bitlis
  • Bolu
  • Burdur
  • Bursa
  • Çanakkale
  • Çankırı
  • Çorum
  • Denizli
  • Diyarbakır
  • Edirne
  • Elazığ
  • Erzincan
  • Erzurum
  • Eskişehir
  • Gaziantep
  • Giresun
  • Gümüşhane
  • Hakkari
  • Hatay
  • Isparta
  • Mersin
  • İstanbul
  • İzmir
  • Kars
  • Kastamonu
  • Kayseri
  • Kırklareli
  • Kırşehir
  • Kocaeli
  • Konya
  • Kütahya
  • Malatya
  • Manisa
  • K.Maraş
  • Mardin
  • Muğla
  • Muş
  • Nevşehir
  • Niğde
  • Ordu
  • Rize
  • Sakarya
  • Samsun
  • Siirt
  • Sinop
  • Sivas
  • Tekirdağ
  • Tokat
  • Trabzon
  • Tunceli
  • Şanlıurfa
  • Uşak
  • Van
  • Yozgat
  • Zonguldak
  • Aksaray
  • Bayburt
  • Karaman
  • Kırıkkale
  • Batman
  • Şırnak
  • Bartın
  • Ardahan
  • Iğdır
  • Yalova
  • Karabük
  • Kilis
  • Osmaniye
  • Düzce

Kelami Fırkaların Oluşumu ve İhtilafın Sebepleri

, kategorisinde, 12 Ara 2014 - 17:43 tarihinde yayınlandı
Kelami Fırkaların Oluşumu ve İhtilafın Sebepleri

KELAMİ FIRKALARIN OLUŞUMU VE İHTİLAFIN SEBEPLERİ

İslam tarihinde birçok fırka zuhur etmiştir. Bazı fırkalar da kendi içinde birçok guruba ayrılmış. Bazen farklı gurupların içinde de farklı bakış açıları oluşmuştur. Örneğin şia, gulat olan kesimler dışında , kendi içinde İmamiye ve Zeydiyye olarak ikiye ayrılır. İmamiyye taraftarlarında ise usuli ve ahbari kesimler mevcuttur.

İmamiyye’nin usuli kesmi daha çok hoşgörülü /vahdetçi iken, ahbari kesimi tekfirci/dışlayıcı/ötekileştirici bir zihniyete sahiptir. Yine ehlisünnet de kendi içinde Maturi ve Eşari olarak ikiye ayrılır. Bir de ehli sünnet perdesi altına gizlenerek Müslümanları tekfir eden vahhabiler vardır. Ehli sünnet ittihattan/birlikten yanayken mutaassıp ve sapık vahhabiler daha çok tekfirden/ tefrikadan yanadır. Kısacası hem ehli sünnet hem de imamiyye fırkalarının kahir ekseri (hemen hemen hepsi) vahdetçi bir potansiyeli içlerinde barındırıyor. Ama her iki kesim de içlerindeki aşırı uçları ifşa edip, bunlardan beri olduklarını belirtmelidirler. Gerçi ne ehli sünnet vahhabileri ne de imamiyye ahbarileri sahiplenir. Çünkü bu aşırı guruplar dış odaklar tarafından desteklenmektedir. Hem ahbari hem de vahhabi anlayış harici zihniyetin günümüze yansımasıdır. Aşırı uçlar laftan anlamayan bir kafa yapısına sahiptir. Bu zihniyetin en önemli amelleri insanları lanetlemek veya küfürle itham etmektir. Müstekbir şeytanlar her ne zaman müslümanı müslümana vurdurtmak isteseler, bu iki guruba kışkırtıcılık yapma vazifesini verirler. Hem ahbari hem de vahhabi fırkalardan küçük bir kısmı hain/münafık/vazife dar iken kahir ekseri ise gafillerden oluşmaktadır. Ahbarilerin kullanılış amaçlarında biri de hiç kuşkusuz birliğin sembolü olan ehlibeyt mektebini yanlış tanıtmaktır. Vahhabiler ise genelde kötü islam imajı oluşturarak yanlış bir din algısına neden oluyorlar. Yani dış mihraklar dünya çapında algı operasyonu yapıyorlar. Böylece hem islami mektepler bir birlerine yanlış tanıtılırken hem de dünya halklarının zihninde kötü/öcü din imajı oluşturulmuş olunuyor. Vahhabilik ve ahbarilik, Müslümanlar arasında tefrika çıkararak ittihad-ı islamı önlemek amacına hizmet etmektedir. Emperyalistler, maşaları aracılığıyla mezhebi fitneler çıkarıp şii sünni kavgası körüklüyorlar.

Farklı din ve inançlardaki insanlar Müslüman olduktan sonra İslami meseleleri eski dinlerinden kafalarında kalan düşünceler/inançlar ışığı altında inceliyorlardı. Bu da birçok hurafelerin, yalanların, İsrailli yatların, saçma sapan düşüncelerin Müslümanların zihnini meşgul etmesine neden oldu. Felsefenin yayılması yararının yanında birtakım sıkıntılara da neden oldu. Bunların yanında özellikle siyasi nedenlerden dolayı İslami fırkalar arasında ihtilaflar derinleşti. Örneğin Hindistan fethi ile budizmin ve brahmanizm’in hakim olduğu hindular arasında islam dini yayılmaya başladı. İslam dini putperest dinlere tesir ettiği gibi islamı yeni kabul etmiş olan bazı müslümanlar da putperestliğe ait bir kısım düşüncelerden etkilendiler. Böylece Hinduizmin ait bazı düşünceler Müslüman olan insanların kalplerine nispeten de olsa yerleşmeye başladı. Müfrit bir kısım tarikatlardaki bazı amellerin kaynağı buraya dayanmaktadır.

Siyasi nedenlerden dolayı Cebriye ve kaderiye fırkaları oluştu. Özellikle kader meselesi bu fırkaların oluşmasında en önemli etkendir. Emeviler yaptıkları tüm zulümleri meşrulaştırmak için cebriye anlayışını ortaya çıkarmışlardır. Cebriye fırkasında yapılan her amel/iş/eylem Allah’a nispet edilir. Kulun bir takım işlerle mükellef oluşu cebr iledir. Yapılan işlerde insanın gücü, iradesi ve seçme serbestliği olmaksızın mecburen yapar. Yani insanın yaptığı işlerde hiç bir iradesi olmadığını ileri sürmüşlerdir. Böylece Kerbela hadisesi, Harre vakası ve Kabe’nin mancınıklarla yakılması/yıkılması gibi birçok zulümler rahat bir şekilde yapıldı. Bu anlayışa karşılık/mukabil kaderiye anlayışı çıktı. Kaderiyeciler ise insanın yaptığı bütün işlerin Allah’ın iradesin dışında tamamen kulun kendi iradesinden kaynaklandığını ileri sürmüşlerdir. Böylece Müslümanlar, Emeviler döneminde ‘Kaza ve Kader’ meselesinde ihtilaf etmişlerdir. Her iki anlayışta farklı cihetlerden aşırı gitmişlerdir. Cebriye her türlü kötü amelleri kadere mal ederken Kaderiye her şeyi insanın iradesine mal ederek kaderi inkar etmişlerdir. Siyasiler günümüzde bile kötü icraatlarının sonucunda ortaya çıkan tüm olumsuzlukları meşrulaştırmak için İlahi takdir/kader gibi kelimelerle insanları kandırmaya/aldatmaya çalışıyorlar. Böylece tıpkı Emeviler gibi zulmün faturası Allah’a kesilmiş olur. Bu anlayışta diğer anlayışı tetikleyerek insanları kaderi hatta Allah’ı inkara kadar itmektedir.

Mürcie kelimesi, ‘tehir etmek, ümit vermek’ anlamlarına gelen “irca” kökünden türetilmiş çoğul bir isimdir. İyi amelin kâfire fayda vermeyeceği gibi, günahın da müminin imana zarar vermediği tezini savunurlar. İmanın sadece bilgi, sevgi vs. ibaret olduğunu iddia etmişlerdir. İman karşısında ameli ikinci plana itip ona fazla önem vermezler. Böylece her türlü kötü fiili/ameli işleyip cennete girmeyi ümit eden bir anlayış oluştu. Bu fırka mensupları siyasi konulara fazla müdahil olmayıp kenara çekildiler. Bu çarpık din anlayışı/algısı ne yazık ki günümüz Müslümanlarının genelinin zihniyetine kazınmıştır. İman ettikten sonra her ne fiili/ haldi işlersen işle ama ümitsiz olma! Çünkü Allah(cc) affedicidir ve affeder. Günümüz insanları Mürcie fırkasının adını bile bilmeseler, bu anlayışın mensubu gibi düşünüyor ve hareket ediyorlar. Maalesef bu fırkanın düşünceleri el altından, hissettirilmeden günümüz Müslümanlarına aşılanıyor. Müslümanlar da günahı küçümseme anlayışı ile her türlü kötülüğe bulaşıyorlar. Böylece ahlaki fesat topluma sirayet ediyor.

Mutezile fırkası ise yunan ve eski felsefeden etkilenen ve İnanç meselelerinin ispatında akli merkeze koyan bir fırkadır. Bu fırka özellikle Abbasiler döneminde islam düşünce alemini uzun süre etkisini sürdürmüştür. Yani Mutezile fırkası nakli delillere ziyade akli delillere daha çok dayanmışlardır. Aklı olduğundan çok yüceltme birçok sorunu da beraberinde getirmiştir. Her insanın kendi kafasına/aklına göre her şeyi anlayabileceği anlayışı ümmetin darmadağın/itaatsiz olmasına neden olur. Özellikle peygamberlerin gönderiliş amacı ve müçtehitlerin/uzman bilginlerin önemi hiçbir zaman küçümsenmelidir. Böyle olumsuz bir anlayış sorunların azalmasından ziyade daha da katlanmasına neden olur. Günümüzde statüko bu zihniyet sahiplerini her türlü destekle desteklenmekte ve önleri açmaktadır. Tarihe karışan bu zihniyet belli amaçlar uğruna tekrar gün yüzüne çıkarılmıştır. Bu düşünceye alternatif kuru nakilci bir anlayış zuhur etmiştir. Bu anlayışta ise nakil aklın önüne koyulmuştur. Rivayetlerin senet tahlillerinde kişilerin güvenirlik ölçüsü başlı başına bir sorundur. Bu araştırmalar sonucu oluşan kitapların tabulaştırılması sorunların çözümüne giden yolu tıkamıştır. Mutezile hadise mesafeliyken nakilci anlayışta ise salim aklı kullanma problemi bulunmaktadır. Her iki anlayış da çözümden ziyade çözümsüzlüğe hizmet etmektedir. Hem salim akıl hem de nakilden dengeli bir şekilde faydalanmalıdır. Günümüz akılcıları, hadislere mesafeli olmalarına rağmen yanlış/batıl yorumlarına (sahih kitaplara bile giren) bazı uydurma hadisleri delil olarak vermektedirler. Böylece kendi düşüncelerinin haklılığını nakilciler nezdinde ispatlamış oluyorlar. Nakilciler de hadisin alındığı kitabın etiketinden dolayı hadise uydurma da diyemediklerinden tevil üstüne tevil etme yoluna gidiyorlar. Böylece ümmet arasında kısır bir döngü baş gösteriyor. Emperyalist, uşak alimler vasıtasıyla bu döngünün sağlanması için tüm gayretlerini sarf ediyorlar.

Emperyalist İngilizler, islam ülkelerini daha iyi sömürebilmek için bölgede bazı oluşumları desteklemişler. Bahâilik ve Vahhabilik akımları İngilizlerin casusluk servislerinin desteği ile kurdurulmuştur. Bahailik, İslâm ülkelerindeki dirilişi ve canlanışı önleme amacını taşımaktadır. Bahâîliğin genel merkezi İsrâil’in Hayfa kentindedir. Bu da bu akımın Yahudiler tarafından yapılandırıldığının belirtisidir. Bahailer günümüzde hemen hemen dünyanın her tarafında derneklerle faaliyet göstermekle birlikte toplantı merkezleri Washington’dadır. İngilizlerin Bahailiği kurma amaçları, islamı tıpkı hiristiyanlık gibi içi boş bir din haline getirmektir. İngilizlerin islam ülkelerini rahat/tepkisiz sömürebilmesi için Müslümanların dünyadan el etek çekip siyasi işlere karışmaması gerekiyor. Yani Müslüman budistleştirilmelidir. Tüm plan ve projeler bu süreci oluşturmak için tasarlandı. Günümüz alimleri her ne kadar da bunları ifşa ettilerse de bu akım islam kaynaklarına kendi düşüncelerini sızdırmayı başardı. Ve günümüz insanları her ne kadar da böyle fasit akımlardan beri olduğunu söyleseler de düşünsel bazda nispeten bu düşüncelerden etkilenmişlerdir. Emperyalistlerin kontrolünde olan islam ülkelerinde Bahailiğe yakın/benzer akımlar desteklenmektedir. Yani Bahailiğin farklı versiyonları devreye konulmuştur. Bu akımların en büyük başarıları/amelleri, şeyhten tevbe al ve dünyadan el etek çek veya kendi günahlarını düşün gerisi angarya. Bu tür akımların önü açıktır. Bu kesimler Emperyalistler ve kuklalarının işini çok rahatlatmaktadırlar. Hatta statükonun motorudurlar. Böylece insanlık siyasi konularda tepkisiz/ hareketsiz/ duyarsız/bilgisiz hale getirilerek tıpkı bir inek gibi sağılıyor.

Günümüze kadar birçok fırka varlığını sürdüremeyerek tarihe karıştı. Günümüz Müslümanları her ne kadar da bu fırkalardan beri olduklarını söyleseler de yine de bu düşüncelerden etkilendikleri aşikardır. Bazen bir insan farkına varmadan cebriye, kaderiye veya mutezile anlayışıyla hareket eder. Günlük yaşamda bu tür insanlarla hemen her gün karşılaşılır. Söylemlerimizin hangi anlayışa hizmet ettiğini iyi tahlil etmeliyiz. Çünkü sözlerimiz inancımızın göstergesidir. Müslümanlar Tevhid, nübüvvet ve mead gibi temel/ortak meseleler etrafında birlik ruhunun oluşturulması için çalışılmalıdırlar.

Müslümanlar birçok sebepten dolayı ihtilaf etmişlerdir. Dinin temel prensiplerinde hiç bir zaman itilaf edilmemiştir. Allah’u teala’nın birliği ,Hz. Muhammedin peygamber oluşu gibi … Müslümanlar arasındaki itilaflar daha çok siyasi nedenlerde kaynaklanmıştır. Farklı okumalar, yorumlar ve bakış açıları da bu ihtilafların önemli bir ayağını oluşturmaktadır. Tüm bu nedenlerden dolayı farklı birçok fırka oluştu. Oluşan fırkaların sanki de dinin sahibiymiş gibi hareket etmeye başladı. Böylece fırkaların dinleşme süreci başladı. Tekfir mekanizması bu devrede hızla işlemeye başladı. Peygamberimizin vefatından günümüze kadar ihtilafın çapı sürekli genişleme yönünde hareket etti. Din uleması, aydınlar ve akademisyenlerin omuzlarında ağır bir yük bulunmaktadır. Dış servislerin çirkin entrikaları ifşa edilmelidir. Çünkü sömürücü güçler bu çatlaklardan faydalanmak peşindeler. İslam ülkelerindeki olayların/karışıklıkların temelinde bu şeytani parmak bulunmaktadır. Sömürülüşümüz içimizdeki ihtilaflar, engeller, zorluklar, kopuk halkalar ve düzensizlikler yüzündendir. Lale bahçesinde bir tomurcuk olana selam olsun.

Haber Editörü : Tüm Yazıları